Kök

Kök

“Yaşamak bir ağaç gibi tek ve hür ve bir orman gibi kardeşçesine” der Nazım Hikmet. Hürlük, ama köksüz değil, kökünden kopmayan, sağlam bir kökle sağlam.

Bir arkadaşım ebeveynlerimizin bizim üzerimizdeki etkisini eleştirdi geçenlerde, yaşadıkları müddetçe bizden daha çok gördüklerini ve bu hayatın bizim olduğunu bizlere fırsat vermeleri gerektiğini ifade etti. Oysa onların yaşadığı dönemi düşününce arkadaşım ailesinin sahip olamadığı bir çok şeye sahipti. Parası vardı, arabası, yurt dışına çıkma imkanı, istediği yere gidebilme, istediği aktiviteyi gerçekleştirme olanağına sahipti. Bu sözleri ondan duymak içimi titretti. Uzun süre acımasızlık ve bencillikle açıklayabildim bu düşünceyi. Kendimi düşündüm, çocuğumu, onun mutluluğunun benim de mutluluğum olacağını, bedenimi iyi hissettirecek bir başka bedenin yaşamasının sevincini… Sonra çocuğumun kopuşunu, kendince göbek bağını kesmek istemesini… İlerleyen yaşlarımda ondan kopmam gerektiğini düşünen bir hayat algısına sahip olduğunu… Kökünü kopararak rahat edebileceği düşüncesini…

Oysa insan büyüdükçe, senesine sene kattıkça dünyaya anlam katıyor, tanımlama gücü, ayrıntılandırma ve sonuçlandırma yetisi gelişiyor. Bunu küçük yaştakilerin neden yapamadıklarını anlıyorsun, görebildikleri kadar anlıyorlar, görecekleri zamanın geleceğini bilmek zevk veriyor.

Zamanla yol kat etmek, farklı duygular yaşayabileceğin yeni mekânlar keşfetmek mutluluk veriyor. Bu bir de köklerinden gelen cesaretle oluyorsa sağlam basıyorsun hayata.

Bütün bunları düşündükten sonra anne babamın benim gördüğüm ama onların görme fırsatı bulamadığı şeyleri onlara göstermeyi çok istedim, istiyorum da… Yanılmamışım, mutluluklarını görüyorum.  (Mayıs 2009)

Değerlenmiş eşyalar

Değerlenmiş eşyalar

 

Burası Berlin’de antika eşyaların satıldığı bir dükkan.

Münih’te ikinci el satan bir mağaza’ya gitmiştim kuzenimle. Bu mağazanın kuruluş amacı diğerlerinden farklıydı, kimsesi olmayan yaşlıların ölümü sonrası eşyaları alınıyor, elden geçiriliyor ve bu mağazada satılıyordu. İçerisinde mobilyadan abajura, cüzdandan valize, kitaptan fotoğraf makinesine herşeyi bulmak mümkün. Çalışanları bir STK üyesi inceliğinde, sosyal devlet mantığıyla hareket ediyor. Herşey makul fiyatlarla satışa sunulmuş.

Bu mağazadan bana büyükbabamı hatırlatacak bir valiz aldım. Büyükbabamın tahta valizini hatırlıyorum da, valizini yattığı döşeğin altına sürer arada bir kilitini açar, karıştırır, içinden şeker, ciğerlenmiş armut ya da yemiş çıkarır bize verirdi. Valizi açacağı günleri iple çekerdim, içinde olduğunu hayal ettiklerim bize verdiklerinden çok daha tatlıydı. O yokken çoğu kez valizi açmaya çalıştım kuzenimle ama nafile. Aradan onyıllar geçti, köye gittiğimde büyükbabamın valizine eski eşyaların, kumanyaların, dükkandan kalma malzemelerin saklandığı bir odada rastladım. Valiz benim 8′li yaşlarımda gördüğüm valiz değildi, meğer boyutu küçükmüş.  

Benim Münih’ten aldığım valiz tahtadan değil, kilidi de yok, çocuklar içinde ne olduğunu görebilsin diye açık tutuyorum.  Dergilerime yataklık ediyor şimdi.

Kuzenimin hediyesi manuel fotoğraf makinesi de o valizin içinde benimle Türkiye’ye geldi.

Berlin’de bir Türk mekanı Knofi

Berlin’de bir Türk mekanı Knofi

Burası Berlin, fotoğrafta ne mutlu ki gülen bir yüz var, bizi sevgiyle karşılayan bir yüz. Berlin’de, aynı kültüre sahip olduğum insanların sıcak, zevkle, emek harcayarak döşenmiş mekanlarını görünce ne mutlu olduuuum. Özenle hazırlanmış yiyeceklerden seçerek afiyetle yedim.

O akşam varmıştım Berlin’e, havaalanında beni kızkardeşlerim karşılamıştı. Yorgunluğumuzu bu mekanda atmış hasret gidermiştik.

Dış mekan da güzeldi, hele hele yağmur yağdıktan sonra tatlı bir esinti vardı.

Ertesi gün sabah kahvaltımızı da bu mekanda yapmaya karar verdik.

Sabah Knofi isimli şirin yerin tam karşısında aynı isimle bir Knofi olduğunu ve buranın dün gittiğimiz yerin kardeşi olduğunu öğrendim. Berlin’in soğuk sabahında kahvaltı hayaliyle daldık mekandan içeri, profesyonel fotoğraf makinesine davranmıştım ki mekanın sahiplerinden Almanca bir uyarı aldım. Karşılığı İngilizce verdim ama anlamadılar :) Türk olduğumu bile bile neden Almanca sordular acaba, hatta Berlin’e yeni geldiğimi üzerimdeki aparatlar gösteriyorken…

Enfes görünüyor

Kahvaltı tabağım.

  Biraz daha güler yüzün mekana çok şeyler katacağı kesin. Gitmek isteyenler için adres

   Bergmannstr. 98, 10961 Berlin, Almanya